|
HİPNOZ NEDİR?
HİPNOZ NE DEĞİLDİR?
“Hipnoz bir
uyku durumu değildir.
Bilinenin
aksine hipnoz bir uyku durumu değildir. Her
ne kadar hipnoz yapılırken “uyu, derin uyu”
gibi kalıplar kullanılsa ve bu kalıplar
hipnozun oluşumunda çok etkili olsa da,
hipnozun bir uyku durumu olmadığı artık
biliniyor.
Aslında
hipnoz uykunun tam tersi bir durumdur. Bir
şekille ifade edersek, örneğin; uykunun
bulunduğu duruma x dersek, bilinçli halinize
yani bu yazıyı okuduğunuz, anladığınız ve
algıladığınız duruma da y dersek, hipnoz
uykunun tam aksi yönünde, yani b de yer
almaktadır.

İnsanların
bu iki farklı durumu bir birine
benzetmelerinin temel nedeni; fiziksel
benzerliklerin çok fazla olmasından
kaynaklanır. Fiziksel tepkiler ve hisler
açısından uykuya dalmış bir kişiyle,
hipnotik bir transa girmiş kişi arasında çok
fazla benzerlik vardır.
Örneğin;
hipnozdan çıkan biri, esneme, gerinme,
üstünde bir ağırlık hissi, uyuşukluk gibi
uykudan uyanan birinin gösterdiği tepkileri
gösterdiği için, hipnozun uyku durumu olduğu
inancı ortaya çıkmıştır.
Uykuya dalma
öncesinde ki belirtilerle, hipnoz halindeki
belirtiler de oldukça bir birine yakındır.
Bu ve benzeri birçok görünüşteki benzerlik
nedeniyle insanların uyku hali ile hipnoz
arasında bir aynılık ya da ilişki olduğunu
düşünmeleri doğaldır.
Hipnozun
isim babası İngiliz doktor J. Braid; uyku
ile fiziksel benzerlikler nedeniyle yunan
mitolojisindeki uyku tanrıçasının(hypnose)
adından yola çıkarak bu ismi koymuştur.
Hipnozun
uyku ile ilişkilendirilme nedenlerinden biri
de; hipnoz telkinleri içinde “daha derin
uyu...derin...daha derin...” gibi uykuya ait
telkinleri bulunmasıdır. Bu telkinler
uyumayla ilgilidir ama kişileri uykuya
değil, hipnoza götürür.
Kısaca
hipnoz bir uyku hali değil, tam tersinde
derin bir uyanıklık halidir. Bu derin
uyanıklık süresince kişi uykuya benzer bir
şekilde dış dünyadaki uyarıcıların
bazılarına kendini kapatsa da, kendi iç
dünyasına yönelik derin bir algılayışa
sahiptir. Hipnoz,
iç dünyanıza yönelik derin bir uyanıklık ve
farkındalık halidir.
“Hipnoz
Bilinçsizlik Durumu Değildir.”
Hipnoz nasıl
ki bir uyku durumu değilse, bilinçsizlik
durumu da değildir.
Zihninizi bilinç ve
bilinçaltı diye iki şekilde
değerlendirirseniz, bilinçli durum, günlük
hayatınızı sürdürdüğünüz, algıladığınız ve
bazı tepkilerinizi verdiğiniz bölümdür.
Bilinçaltı ise zihninizin deposu gibidir.
Bilincin vermiş olduğu kararları hayata
geçiren, programlara dönüştüren bir
uygulayıcıdır. Kapasitesi ve potansiyeli ise
bilinçten kat kat fazla olan, her anlamda
yaşantınızdaki her kaydın tutulduğu
arşivinizdir.
Zihninizi
bir buz dağına benzetirseniz, buz dağının
üstü bilinç, alta kalan görülmeyen büyük
bölüm ise bilinçaltıdır.
Hipnoz
sırasında bilinçten, bilinçaltına inilir.
Yani; bilinç yok olmaz, kaybolmaz, varlığını
sürdürmeye devam eder. Hipnoz sırasında her
şeyi duymanız ve bilincinin farkındalığını
devam ettirmesi mümkündür.
Çoğunlukla
ilk kez hipnoz olan insanların büyük bölümü
bu farkındalığa sahip oldukları için; “ben
hipnoz olmadım” diye savunmaya geçerler.
Halbuki, hipnozda bilinçsiz olmama,
bilincini kaybetme durumu söz konusu
değildir. Hipnoz sırasında insanların
bilinçli olması gayet normaldir.
Tabi, halk
arasında; “hipnoza giren kişi bilincini
tamamen yitirecek, hiçbir şey hatırlamayacak
ve kendini kaybedecek” gibi bir inanış da
vardır. Bu inanış kişilerin hipnozun ne
olduğunu tam olarak kavrayamamasından ortaya
çıkmakta ve hiç bir şey hatırlamama
beklentisiyle transa giren kişi,
yaşadıklarını hatırlayınca hipnoz olmadığını
sanmaktadır.
Bazen
insanlar; “Halen bir şeyler duyup,
hissedebildiğim için transa girmemiş
olduğumu düşünüyorum” derler. Oysa hiç ses
duymazsanız ve hiçbir şey hissetmiyorsanız,
ölmüşsünüzdür, bu farklı bir durumdur.
Hipnoz da ise sesini duyduğunuz, gördüğünüz
ve hissettiğiniz şeyler fiilen çoğalır.
Hipnozun
dinamiklerini bilmeyen birinin, sadece
filmlere ya da hipnoz şovlarına bakarak
böyle karar vermesinin nedeni; derin hipnoz
sırasında ortaya çıkan veya çıkarılabilen
bir durumdan kaynaklanmaktadır. Bu duruma
“amnezi” denir. Amnezi yaşayan insanlar kısa
süreliğine hipnoz sırasında gerçekleşenleri
hatırlayamayabilirler. Ama bu hatırlayan
kişinin transa girmediği anlamına gelmez.
İlk kez
trans deneyimi yaşayan ya da hafif-orta
düzey transa girmiş birinde amnezi
gerçekleşmeyebilir. Ancak derin transta kişi
kendiliğinden ya da hipnotistin verdiği
komut sonucunda yaşadıklarını unutabilir.
“Hipnoz Kendini
Kaybetme, İstenmeyen Davranışları Yapma
Durumu değildir.
Kendimi
kaybeder miyim? Abuk sabuk şeyler yapar
mıyım? Acaba asla anlatmak istemediğim
sırlarımı söyler miyim? Gibi endişeler
hipnoz dendiği zaman, insanların ilk aklına
gelen düşüncelerdir.
Bilinçaltınızın iki temel görevi vardır.
Bunlardan biri sizi mutlu etmek, diğeri de
korumaktır.
Tabii bu iki
görevini gerçekleştirirken bilinçli ya da
bilinçaltında olmanıza aldırmaksızın
görevini icra etmeye devam eder. Örneğin
sizi korumasının gerekmediği her durumdan
mutluluk çıkarmaya çalışır. Ama sizi her
hangi bir şekilde tehlike altında görürse,
ya da sizin genel çıkarlarına aykırı bir
durumla karşı karşıya kalırsa, hemen
korumaya geçer.
Hipnozdayken
sizin çıkarlarına aykırı düşecek bir eylemde
bulunmanız için size bir telkinde
bulunulursa, bilinçaltınız bunun
gerçekleşmesine izin vermez. Örneğin; “git
kendini pencereden aşağı at” dendiğinde,
eğer sizin intihar etmeye bir eğiliminiz
yoksa, bilinçaltınız bunu yapmanıza izin
vermez.
Hipnozda
sizin yapmak istediğiniz, ama bilinçli
düzeyde bazı nedenlerle bir türlü
gerçekleştiremediğiniz şeylere yönelik
telkinler ile onları yapmanız sağlanabilir.
Kısaca
hipnozun işe yarayabilmesi için telkin
verilen konularla ilgili olarak sizin de
eğiliminizin olması gerekmektedir
“Hipnoz
Kontrolsüzlük Değildir”
Hipnoz ile
ilgili yaşanan korkulardan biri de “Acaba
kontrolümü kaybeder miyim?”korkusudur.
Gerçekte Hipnoz olma süreci boyunca, kontrol
hipnotistin eline hiç geçmemektedir.
Aslında hipnoz yapılmaz,
hipnoz olunur. Yani bir hipnoz seansı
sırasında hipnotist, sizi hipnoz etmez, siz
hipnoza girersiniz. Hipnotist nasıl hipnoz
olacağınızı size gösterir ve önderlik eder.
Hipnoz olabilmeniz için size ışık tutar ve
yardımcı olur. Dolayısı ile hipnozun
başarısı sizin kendi elinizdedir.
Bu nedenle
kontrolü kaybetmek diye bir şey söz konusu
değildir. İnsanlar bu gerçekliğin farkında
olmadıklarından, sadece anlatılan ve zaman
zaman efsaneleşen hipnoz hikayelerinden yola
çıkarak, bir birlerini doldururlar ve
hipnoza karşı korkuyla karışık bir tepkinin
oluşmasına neden olurlar.
İlginç olansa;
insanların hipnoz sırasında günlük
yaşantılarında olduklarından daha çok
kontrol sahibi olmalarıdır. Çünkü günlük
hayatta o kadar çok kontrolü kaybederiz ki,
ne yaşadığımızın da farkında değilizdir.
Sabah erkenden
uyandığınızda, halen uykunun sersemliği
üstünüzdeyken, size söylenen şeylerin ve
yaptıklarınızın tam olarak farkında dahi
değilsinizdir. Sadece alışkanlık gereği
yapmanız gerekenleri yaparsınız. Bir işe
odaklanmaya çalıştığınızda, zihniniz
bambaşka konulara dağılır ve kimi zaman
toparlamakta güçlük çekersiniz. Birçok insan
“dalgınlığıma gelmiş” ifadesini kullanır.
Aslında dalgınlığın yaşandığı o anlarda
kişinin kontrolü zayıflamıştır.
Bazen masanızın üzerinde bir şey ararsınız ve
tam gözünüzün önünde olduğu halde, onu
göremezsiniz. Ve sonra orada, tam önünüzde
durduğunu fark ettiğinizde, daha önce nasıl
olup da görememiş olmanıza, şaşırır
kalırsınız.
İşte bu ve benzeri durumları gün içerisinde o
kadar çok yaşarsınız ki, kontrolün sizde
olduğunu sandığınız birçok anda, aslında
kontrol dış etkenlerin eline geçmiştir.
Aslında hipnoz sırasında normal bilinç
düzeyinden daha fazla kontrol sizdedir.
Çünkü bilinçli olarak ve kendi isteğinizle
bilinçaltına inersiniz. Günlük hayatta ise
istemediğiniz anlarda kontrol dışında bu
durumu yaşarsınız.
Günlük hayatınızın keşmekeşi içinde
defalarca hipnoza benzer durumlar
yaşarsınız. Bu anlarda düşünmek
istemediğiniz, oraya takılmak istemediğiniz,
bilinçli düzeye yaptığınız işe odaklanmak
istediğiniz halde, bunu başaramadığınız için
kontrol sizde değildir. Ama hipnozda bu
enerji durumu kendi tercihiniz olduğu için
kontrol sizin elinizdedir.
Yani bir anlamda hipnoz,
yaşantınızın kontrolünü ele geçirebilme
gücüdür.
“Hipnoz
Zayıflık Değildir”
Bazı
insanlarda hipnoza giren kişilerin zeka
seviyelerinin çok yüksek olmadığı, başkaları
tarafından kolaylıkla idare edilebilen
insanlar olduğuna dair bir önyargı vardır.
Aksine hipnoz; zeki insanların ve konsantre
olma gücü yüksek insanların daha hızlı ve
kolay girebildiği bir zihinsel durumdur.
Örneğin akıl hastalığı olan insanlarda hipnoz
kullanılamaz, çünkü bu sorunlara sahip
insanların hipnoz olması ya çok zordur, ya
da imkansızdır.
Aslında neden böyle olduğunu çok basit bir
mantık yürüterek kolaylıkla bulabilirsiniz.
Hipnoz olabilmek için gerekli en temel şart;
iyi bir konsantrasyon gücü, yani verilen
talimatları takip etme yeteneğinin
olmasıdır. Bunu sağlayabiliyorsanız, hipnoz
da olabilirsiniz demektir.
Konsantrasyon gücünüzü değerlendirirken de,
sevmediğiniz, ilgi duymadığınız şeyleri
yaparken yaşadığınız durumu
düşünmemelisiniz. Çünkü bu durumlarda
dikkatinizin çabuk dağılmasına neden olan
şey, konsantrasyonunuzun zayıf olması değil,
o eyleme karşı yeterli ilgi ve istek
duymamanızdır. Konsantrasyon gücünüzü en
iyi, yapmayı sevdiğiniz şeylere ne kadar
uzun süre odaklanabildiğinizi düşünerek
değerlendirebilirsiniz.
Tabii ki buradan; hipnoza girmekte
başlangıçta zorluk yaşayan insanların zeki
olmadığı gibi bir anlam çıkarmak doğru
olmayacaktır. Ciddi dikkat problemi olan
insanlar da, hipnoza zor girebilirler. Bu
insanlar, dikkat konusunda kendilerini
geliştirmeyi başarırlarsa, onlarda
rahatlıkla hipnoz olabilirler. Ya da
hipnozdan korkan ve olmamak için elinden
geleni yapan insanlarda giremezler. Onlarda
bu önyargılarını aştıkları zaman, rahatlıkla
hipnoz olabilirler.
Tüm bunlardan şu ortaya
çıkmaktadır ki; hipnoz olmak bir zayıflık
değildir, aksine bir güçtür.
Kendini kontrol edebilmenin, bilinçaltını
gelişi güzel değil de, kendi kontrolünde
organize edebilmenin gücüdür.
Şöyle düşünün; her gün belli saatte uyuyup,
belli saatte uyanmak istiyorsunuz ve bunu
bir türlü başaramıyorsunuz. Bunu yapabilmek
için hipnoza başvuruyorsunuz ve istediğiniz
sonuçları elde ediyorsunuz. Sizce bu sizi
güçlü mü yapar, güçsüz mü?
Eğer siz; bilinçli düzeyde istediklerinizi
başarmanı sağlayan, engelleri ortadan
kaldıran her hangi bir şeye sahipseniz, bu
sizi bırakın zayıf kılmayı, çok daha güçlü
kılacaktır. Bu yüzden hipnoz durumuna
kendisini bırakabilenler oldukça şanslı ve
güçlü insanlardır.
“Hipnozda Uyanamamak Gibi Bir Durum Söz
Konusu Değildir.”
Hipnoz literatüründe transa girip de,
uyanmayan bir vakaya daha rastlanmış
değildir. En ciddi vaka; 24 saat hipnozda
kalıp, 24 saat sonra kendiliğinden hipnozdan
çıkmıştır.
Başta da belirttiğimiz gibi; hipnoz bir uyku
durumu değildir, dolayısıyla hiç uyanmama
gibi bir olasılık da yoktur.
Bazen hipnoza girmiş insanların trans
durumundan çıkmak istemediklerine şahit
olduğumuz durumlar oldu. Bunun birçok nedeni
vardır. Örneğin; hipnozda bulunduğu ortam
ona çok güzel ve vazgeçmek istemediği bir
ortam olarak gözükebilir. Bu durumda geri
gelmek istemeyebilir. Ya da geçmişe yönelik
yapılan yolculuklarda bir anıyı o kadar
canlı hisseder ve yaşar ki, bırakmak
istemez. Ya da kendini günlük yaşantısında
aciz ve güçsüz hissediyordur, bu nedenle bu
dünyanın acımasız ve zor olduğunu
düşünebilir ve bilinçaltında gittiği yerden
gelmek istemeyebilir.
Genellikle bilinçaltı problemlerle artık baş
edemeyen ve hayat mücadelesinde çok yorulmuş
insanlar bu ve benzeri tepkiler gösterirler.
Problemin ne olduğu önemli değildir Önemli
olan; kişinin bu durumdan nasıl çıkacağını
bilinçaltının zaten biliyor olmasıdır.
Hipnoz olan kişinin bilinçaltına
sorduğunuzda, size zaten nasıl çıkacağının
ipucunu verecektir. Hatırlayın ki,
bilinçaltınız siz ister trans halinde olun,
ister olmayın 24 saat hiç aralıksız sizi
korumaya devam eder. Sürekli trans halinde
kalmak ve geri gelmemek uzun vadede zarar
verici olduğundan, bilinçaltınız bunun
gerçekleşmesine izin vermez.
“Herkes Hipnoz
Olabilir mi?”
Bazı akıl hastaları hariç, herkes hipnoz
olabilir. Yani hipnoz olmasının önünde
zihinsel bir engel yoksa, herkes hipnoz
olacak yapıya sahiptir. Ama şöyle sorulacak
olursa; “Herkes aynı sürede ya da aynı
metotlarla hipnoz olabilir mi?” Bunun cevabı
aynı olmayacaktır. Herkes hipnoz olabilir,
ama herkesin hipnoza girme süresi farklıdır.
Toplumun yüzde 10’luk bir kesimi vardır ki;
bunlar birkaç saniye gibi kısa sürelerde
derin transa girebilmektedirler.
Ayrıca herkesin transa girebilme derinliği de
bir birinden farklıdır. Yani transa
girmenin süresi, derinliği, yöntemleri ve
trans deneyimleri kişiden kişiye değişir.
Belli olan ve güzel olan bir yan ise;
herkesin transa girebilmesi ve hipnoz
olabilme yetisine sahip olmasıdır. İlk
deneyimlerinde derin transa ulaşamayan
insanlar bile, derin transa girmeyi
öğrenebilir ve bu deneyimi yaşayabilir.
Kaldı ki, telkinlerin işlevsel olabilmesi
için orta trans düzeyi de, yeterli bir
düzeydir.
HİPNOZ NASIL
ORTAYA ÇIKTI?
Hipnozun
Tarihçesi:
Hipnoz insanların tedavi
arayışları kadar eski bir ilimdir. Öncelikle
büyücülerin, şifacıların, din mensuplarının
kullandıkları bir araçtı. Bu aracı
kullananlar tam olarak ne yaptıklarını ve
nasıl yaptıklarını bilmeden, insanlar
üzerinde
muazzam etkiler yaratan sonuçları elde
ettikçe, statülerini korumak için kullanmaya
devam ettiler.
Hipnoz, Yunanlıların tanrıları, Babillerin
tarihi kadar eskidir. Hipnoz taş devrinden
uzayıp, ortaçağı aşıp, günümüze gelmeyi
başarmış bir efsanedir.
Tarih boyunca hipnozun taraftarları,
karşıtları, suçları, günahları ve sevapları
olmuştur. O bazen haksız yere yargılanmış,
bazen de sorgulanmıştır. Çoğu zaman suçsuz
bulunarak beraat etmiştir.
Bazen engizisyonlarda rastlanır ona,
cadılarla ilişkili olarak, bazen tanrıların
yanındadır iyileştirici olarak. Bazen
bilimin top yekun savaş açtığı bir asi,
bilim dışı bir varlık, bazen bilimin özü
açıklanamayan kardeşidir. İşte hipnozun tarihi bu kadar eski ve bu
kadar inişlerle ve çıkışlarla doludur.
Hipnoz tarihini anlatmaya, hipnoza
faydası dokunmamış ve onun gelişimine engel
olmuş bir isimle başlayalım. Bu isim
hepimizin çok yakından tanıdığı, halen
gazetelerde, TV’lerde, toplantılarda,
panellerde, köşe yazılarında insanların
hakkında konuştuğu, fikirlerini tartıştığı,
yüz yılımızın psikoloji ve psikiyatri
alanındaki bilgileri etkileyen ve yön veren
önemli bir isim ve bir dahiden söz
ediyoruz. Bu
isim Freud’tur.
Bir tıp mensubu olan Freud’un öz geçmişi
başarılarla doludur. 1885’de beyin anatomisi
üzerine yaptığı çalışmalarla özel doçent
unvanını alarak üniversiteye atanır.
Dr.Charcot’ın aracılığı ile hipnozla
tanışır.
Tedavi uygulamalarında hipnozu ve telkini
kullanmaya başlar. Daha sonra Breuer ile
birlikte hipnoz uygulamalarına devam eder,
ama kısa bir süre sonra hipnozdan
uzaklaşmayı tercih eder.
Buna neden olan en önemli etken de, Freud’un
hipnoz yapmaktaki başarısızlığıydı. Klasik
hipnoz yöntemleri ile bir kişiyi hipnoza
sokmak bazen çok uzun zaman
gerektirebilmekteydi. Zaten çenesiyle ilgili
ciddi sağlık sorunu olan Freud, bu uzun
süren seanslarda uzun uzadıya konuşmayı hiç
sevmiyordu.
Bunun yerine “serbest çağrışım” dediği kısa
sorular sorduğu ve hastayı uzun uzun
konuşturduğu bir yöntemi geliştirmeye
başladı. Serbest çağrışım çok uzun süren ve
etkili bir yöntemdi. Freud kendi yöntemini
bulmuş ve yolunu çizmişti. Hipnozu kendi
dünyasında rafa kaldırmayı uygun bulmuştu.
Aradan yıllar geçer ve Freud Psikanaliziyle
tanınmış ünlü biri olur. O dönemlerde
geçmişi andığı bir sohbet sırasında
söyledikleri Hipnoz ve Freud açısından acı
bir doğrudur:“ Başlangıçta Breuer ve ben
Psikoterapiyi hipnozla yürütüyorduk. O
dönemde işlerin ne kadar kolay ve hoş
yürüdüğünü ve daha kısa sürdüğünü kabul
etmem gerek. S. Freud.”
Onun bu itirafı hipnoza yapılmış haksızlığı
da ortaya koymaktaydı.
Freud, çağımızı etkileyen önemli isimlerden
biridir. Görüşleri ile psikoloji dünyasına
yön vermiştir. Kendinden sonra gelen bilim
adamlarının hepsini etkilemiş ve ona karşı
olmak veya ondan yana fikir beyan etmek
yoluyla isim yapmalarında büyük etkisi
olmuştur. Hipnoz yapmaktaki başarısızlığı
nedeniyle bu uygulamayı arka plana itmesi
ise hipnozun bir süre için karanlık bir
döneme girmesine neden olmuştur. Freud
yanlısı olanlar onun kuramını geliştirmeye,
karşısında olanlarda onun kuramını çürütecek
yeni kuramlar geliştirmeye odaklanmıştı. Bu
da Hipnoz’un ihmal edilmesine neden olmuştu.
Hipnozu sağlık gibi kişisel nedenlerle
kullanmayı tercih etmeyen Freud’un açısından
değil de, kendi içindeki gelişim sürecine
göre değerlendirirsek 3 temel ayrım
yapabiliriz.
Mesmer öncesi
dönem (premesmer)
Mesmer dönemi
Mesmerden sonraki dönem (postmesmer)
Hipnoz çok eski
bir sanattır Eski Yunanistan’da,
Hindistan’da, Çin’de, Mısır’da, Babil’de
bugün ki hipnoza ve manyetizmaya benzer
uygulamalar yapılıyor ve biliniyordu.
Bu medeniyetlerin yazıtlarında konuyla ilgili
anlatımlara ve ipuçlarına rastlanmaktadır.
Bu konuda keramet sahibi şifacılar,
medyumlar, kahinler ve gösteri yapanlar
vardı. Kendi dinlerine mensup olsunlar diye
insanları bu yöntemlerle etkileyen,
şaşırtan, ikna eden din adamları vardı.
Büyücüler, cadılar unvanlarının bir kısmını
buna borçluydular.
İslam tarihinde, yalancı peygamberlerin
yaptığı gösterilerin büyük kısmının hipnoz
içerikli gösteriler olduğu bilinmektedir.
Hz. Muhammed’din ölümünden sonra
peygamberliğini ilan eden Esvet adlı
kişinin, hayvanları bir çizgi üzerinde
yürütüp, hareketsiz bırakıp, kımıldamadan
dururlarken öldürdüğüne dair hikayeler
anlatılır. Bu ve benzeri hipnoz şovlarıyla
insanları ikna etmeye çalışan çok kişi
ortaya çıkmıştır.
Çin de, Mısırda, Hıristiyan Dünyasında,
benzer olaylar gözlenmiştir. Tarihte büyü,
din ve tıbbın iç içe olduğu, bir birinden
ayrılmadığı zamanlarda, dînî ayinlerde
kullanılırdı. Mısır'da kabile rahiplerinin
başarılı tedaviler yaptığı uyku tapınakları
vardı. Eski Yunanistan'da tıp tanrıları
tapınaklarında hayaller gösterir ve şifalar
meydana getirirlerdi.
Hipnotik anestezi; Hint fakirleri tarafından
yüzyıllardan beri uygulanmaktadır. Çivili
yatakların üzerine rahatça uzanan veya
kızgın kömürlerin üzerinde çıplak ayakları
ile yürüyen, transın kutsal olduğuna inanan
Hint fakirleri, vücutları kanamadan ve
yanmadan tüm bunları rahatlıkla
yapabiliyorlardı.
Yunan mitolojisinde de, hipnozun ismini
aldığı bir tanrıdan söz edilir. Yunan
mitolojisinin uyku tanrısı 'HYPNOSE'dur.
Gece'nin Oğlu ve Ölüm'ün (Thanatos)
kardeşidir. Kardeşi ile birlikte Hades'in
ölüler diyarında yaşar. Kanatlı bir genç
şeklinde tasvir edilen Hypnose, yorgun
insanların anılarına sihirli değneği ile
değmek, karanlık kanatları ile yelpazelemek
ya da bir boynuzdan kişilerin üzerine uyku
verici bir madde dökmek suretiyle onlara
uyku verir.
Thanatos'da kanatlı bir ruh halinde tasvir
edildiğinden aynen Hypnose'a benzer.
Hypnose'un oğullarından biri ise, rüyalar
tanrısı "Morpheus" dur.
Hypnose'un tanrılar üzerinde de etkisi
vardır. Homer'e göre Hypnose, Hera’nın
ricası üzerine bir gece kuş şekline
bürünerek, Zeus'u uyutmuştur.
Mesmer’e kadar Tarihte birçok medeniyet,
birçok lider, büyücü veya din adamı, birçok
insan hipnozu kullanmıştır. Mesmer ile daha
bilimsel bir isim ve yön kazanan hipnoz,
günümüzde içyapısı, uygulanışı, etkileri
konusunda gizemini koruduğu halde ve hipnoza
karşı gelen bazı kesimlerin varlığına
rağmen, son derece güçlü ve etkili bir
yöntem olmaya devam etmektedir.
Mesmer
dönemine geldiğimizde öncelikle onun
hayatını ele alarak başlamak doğru
olacaktır. Çünkü Mesmer’in hayatı hipnozun
dönüm noktalarından biridir.
Mesmer, “Yıldızların ve seyyarelerin İnsan
Vücudu Üzerindeki Fizyolojik Tesirleri” adlı
bir tez hazırlar. Bu tezden sonra, başarılı
bir tıp öğrencisiyken, hakkında yazdığı
alanlarla daha fazla ilgilenir.
Mesmer, Cizvit papazı Hell’in etkisiyle
mıknatıslarla hasta iyileştirmeye başlar.
Aldığı sonuçlar, halk arasında hızla
yayılır. Kısa bir süre sonra ise, mıknatısı
bırakıp, elini bir mıknatıs gibi kullanarak
vücuttaki enerjiden faydalanarak
çalışmalarına devam eder.
Ünü hızla yayılırken, çalışmaları sayesinde
Magnetisme Animale (Canlı Manyetizma)
sistemi doğmuş olur. Yaptığı işe Canlı Manyetizma adını veren
Mesmer, başarılı çalışmalarından rahatsız
olanlar tarafından karalanmaya başlar. Bir süre sonra da Viyana’yı terk eder ve
Paris’e yerleşir. Mesmer’in çalışmalarını
onaylamak ve gerçekliğini ortaya çıkarmak
için, iki komisyon oluşturulur.
Her iki komisyon da, bu
olayın mümkün ve gerçek olduğuna kanaat
getirirler. Komisyonlardan birinde geniş
çevreye sahip olan bir kişinin raporu
imzalamak istememesi sonucu, olumsuz bir
karar alınır ve ilk kez Parapsikolijik bir
alan
incelemeye alınmış olur. Komisyonun olumsuz
raporundan sonra herkes Mesmer’in karşısına
geçer. Fakat Mesmer çok önemli bir realiteyi
başlatmıştır. Sonra Hipnoz adını alan
Manyetizmayı geliştirmiş, duyurmuş ve hayata
geçirmiştir.
Onun attığı bu adımların önemi Mesmer
sonrası dönemi ele aldığımızda daha iyi
anlaşılır. Nasıl ki insanlık, “dünya
yuvarlaktır” diyen Galile’i idam etmiş ve
daha sonra onun değerini anlayıp,
söylediklerinin doğrulunu kabul etmişse,
aynı şey Mesmer’inde başına gelmiştir.
İnsanlığın ilerleyen dönemlerinde
çalışmalarının değeri anlaşılmış ve kabul
edilmiştir.
Mesmer’den sonra onun takipçileri ve
öğrencileri onun yolunu ve teorilerini
sürdürdüler. (Morquis, Puysegur, Recamier,
Cloquet, Petetine, Deleuze vb.) Birçok insan suni uyurgezerlik ve manyetizma
üzerine kitap yazdı ve araştırmalar yaptı. 1825’te Fransız Tıp Akademisi konuyu tekrar
ele aldı ve daha önce Mesmer aleyhine
verilmiş kararın iptaline karar verdiler.
Böylece Mesmer aklandı ve manyetik
tesirlerin varlığı kabul edildi. Bu dönemde suni uyurgezerlikle yapılmış
binlerce ameliyat vardır. Elliotson ve ondan
etkilenen Essdail bu çalışmaları
gerçekleştirmiştir. Yine aynı dönemde bu gerçekliği ve
fenomenleri sahne gösterilerinde kullanan
insanlarda ortaya çıkmıştır. Bunlardan
biride ünlü Lafonten’nin dedesi Manyetizör
Charles Lafonten’dir.
Mesmer sonrası dönemde önemli isimlerden biri
de hipnozun isim babası olan Dr. James
Braid’dir. Braid Lafonten’i bir sahne
gösterisi sırasında izler ve kişinin
gözlerinin sabitlendiğini görür. Kendi
kendine bu suni uyurgezerlik durumunun nasıl
olabileceğini sorar ve bunun ancak gözleri
yormakla mümkün olabileceğine karar verir. Yakınları üzerinde yaptığı denemelerde,
sujenin(hipnoz uygulaması yapılan kişi)
gözlerini parlak bir cisme sabitlemesini
ister. Uzun bir bekleyişten ve birçok
denemeden sonra, gösteride gördüğü sonucu
almaya başlar. Bu duruma da yunan tanrısı
“hypnose” in adından yola çıkarak Hypnosis
(Hipnoz) adını verir. Böylece bu gizemli ruh haline yeni ve yanlış
bir isim daha verilmiş olur. O günden sonra,
bugünde dahil olmak üzere “hipnoz” olarak
anılmaya başlayan bu durum Braid’in
çalışmalarıyla hız kazanarak, yayılmaya
devam eder. Zaman zaman tökezleyen, unutulmaya yüz tutan,
zaman zaman da el üstünde tutulup, baş tacı
edilen Hipnoz; hep gizli ya da açık olarak
varlığını sürdürür. Braid’den sonra Charcot ile hipnoz bir
karanlık döneme daha girer. Çünkü bu ekol;
hipnoz edilen kişilerin histerik olduğunu
iddia ediyordu. Normal insanların hipnoz
edilemeyeceğini söylüyordu. Ama aynı dönemlerde Braid’in kitabını okuyan
bir Fransız köy hekimi, Braid’in sabit
bakışına, sözle telkini de ekler. Yirmi sene
boyunca bu yöntemleri kullanır ve başarılı
tedaviler yapar. Liebeault adlı bu hekimin
yaptığı çalışmaları duyan ve bir şarlatan
olduğunu düşünen Profesör Bernheim, bu
durumdan son derece rahatsız olur ve onunla
ilgili bir yazı yazmaya karar verir. İleri
görüşlü bir bilim adamı olan Bernheim,
yazısını yazmadan önce hipnozu kendisi
gözlemlemeye ve olayların iç yüzünü görmeye
karar verir. Fakat Liebeault’un
çalışmalarını gördüğünde, bu yöntemden çok
etkilenir ve aynı romanlarda olduğu gibi
meşhur bir profesör, basit bir köy hekimiyle
çalışmaya karar verir. Ve birlikte bu
yöntemle 10.000’nin üzerinde hastayı tedavi
ederler.
İşte bu muhteşem dönemden sonra hipnoz bir
kez daha Freud ile rafa kaldırılır. Başarısız bir hipnozcu olan dahi Freud,
hipnozun kaderini belirler ve öldürdüğü
cesedi kendi eliyle tarihin sayfalarına
gömer. Ta ki; 2. dünya savaşını sonunda,
savaştan dönen canlı birer mermi gibi
etrafta dolanmaya başlayan askerlere, tıp ne
yapacağını bilemeyip, çaresizliğe düşünceye
kadar.
Bu çaresizlik gizemli
iyileştirme metodunu tekrar canlandırır.
2.dünya savaşından dönmüş nevruzlu
hastaların, Freud’un geliştirdiği psikanaliz
yöntemleri ile tedavisi çok uzun ve zordu.
Hipnoterapi daha hızlı, daha kesin sonuçlar
almaya
hazır bir asker gibi, yerini aldı. Hemen
arkasından hipnoz hakkında hızla yazılar,
makaleler, dergiler, kitaplar çıkmaya
başladı.
Yüz yılımızda artık bütün dünya, hipnozun
kullanım alanları hakkında kanunlar koymuş,
üniversitelerde kürsüler oluşturmuştur.
Ve nihayet bilimin üzerinde araştırmalar
yaptığı ve söylemlerini hipnozdan yana
kullanan birçok bilim adamının olduğu bir
döneme gelmiş bulunmaktayız.
20.
yüzyılda Hipnoz konusunda ön plana çıkan 4
önemli isim vardır. Bunlar; Emile Coue,
Ester Brooks, Milton Erickson ve Dave
Elman’dır. ( Onlara 4E de diyebilirsiniz:
Emile- Ester –Erickson-Elman) Emile Coue; “Optimistik Oto Telkin” metodunu
kurucusudur. Onun oto telkin kalıbı olan; “her gün ve her
şekilde, giderek daha iyi ve daha iyi
olurum”’un uygulamaları “Coueizm” ya da
“Coue Metodu” olarak bilinmektedir. Erickson hipnoz üzerine dünyanın en büyük
otoritesidir. 20.yüzyılda konusuna ilişkin
sahayı idare eden, elinde tutan önemli bir
isimdir. Hipnoz, Erickson'un da tanımladığı gibi,
insanların potansiyellerini çelişkilerle
uyandıran bir yol olup, uykulu hale getiren
bir durum değildir.
Erickson sadece kabul edilmiş kurallar ve
göreneklere dayalı kısa süreli bir hipnoz
uygulamıştır. Fakat kendisine ait metotları,
hipnozun kişiyi kendinden geçirmeden tedavi
odaklı olarak bilinen informal kullanımına
yöneliktir. Klasik hipnoz otoriter ve
doğrudan ifadeler içerdiği için sıklıkla sujede dirence neden olabilirken,
“Ericksonian Hipnoz” izin verici, dolaylı ve
yumuşaktır.
Örneğin klasik hipnozda “şimdi transa
giriyorsun” gibi bir kalıp kullanılırken,
Eriksonian hipnozda daha çok “transa nasıl
gireceğini rahatça öğrenebilirsin” gibi bir
kalıp kullanır. Bu yolla hipnotist sujeye
telkinleri en rahat hissettiği şekilde,
kendi ritminde ve yararlarının farkında
olarak alma şansı tanır. Suje aceleye
getirilmediğini bilir, dönüşümüne tam
anlamıyla katılır ve tüm süreci sahiplenir. Erickson’a göre bilinçli olarak bilinçaltına
talimat vermek mümkün değildir ve otoriter
telkinler büyük olasılıkla dirençle
karşılaşacaktır. Bilinçaltı açıklıklara,
fırsatlara, metaforlara, sembollere ve
çelişkilere tepki verir. Etkili bir telkin,
yaratıcılık ve “ustalıklı muğlaklık”
içermelidir.. Sujeye boşlukları kendi
bilinçaltı algılayışı ile doldurmasına imkan
vermelidir. Becerikli bir hipnoterapist, bu
boşlukları bireysel olarak sujeye en uygun
şekilde ve arzulanan değişimi en çok
sağlayabilecek bir yolla yapılandırır. Ester Brooks’un tarzı çok otoriterdir. Emir
cümleleri kullanır. Ama bazı kimselerde onun
yönteminin hakikaten çok işe yaradığını
görürüz. Özellikle emir almaya çok alışmış
kişilerde, örneğin askerlerde, Ester
Brooks’un yöntemi daha hızlı sonuç
vermektedir. Elman ise, Erickson ve Ester tarzının
sentezlendiği bir tarza sahiptir ve bu
sentezle gerçekten etkili bir yöntem ortaya
koymayı başarmıştır.
Genel olarak hipnozun tarihini
değerlendirdiğinizde, fark edeceksiniz ki
her hipnoterapist, hipnoz dünyasına
kendinden bir şeyler katmıştır. Yani hipnoz
uygulamasında sabit tek bir kalıp yoktur.
Günümüzde hipnoterapistler de kendilerine en
yakın buldukları akımları kullanmaktadırlar.
Kimisi Erickson’un yöntemlerini, kimisi
Ester Brooks’u, kimisi de Elman’ı tercih
etmektedirler. Bazı hipnoterapistler de
çalışacakları kişinin yapısına göre,
hangisinin uygun olduğunu düşünüyorlarsa o
yöntemi kullanacak kadar esnek
davranabilmektedirler. Ama hangi üstadın yöntemi tercih ediyor
olurlarsa olsunlar, hipnoterapistlerin o
yönteme kendi kişilik ve düşünce yapılarına
uygun ilaveler ve değişimler yaptığını
görürsünüz. Bu da şunu ortaya koymaktadır
ki, hipnoz bir bilim olduğu kadar bir
sanattır da. Çünkü hipnoz
uygulaması sırasında en temel etken
uygulanacak kişi (süje) ile hipnoterapistin
uyumudur. Süjeye en uygun yöntemi belirlemek
ve içeriği dizayn etmek hipnoterapistin
sanatsal becerisine ve tecrübesine bağlıdır.
HİPNOZDAN
KİMLER FAYDALANABİLİR?
|
Diş
Hekimleri
Eğitimciler
Liderler
Psikologlar
Psikiyatrlar
Politikacılar
Öğretim görevlileri
Koçlar
Öğrenciler
Anne-babalar
Satış elemanları |
Doktorlar
Hemşireler
Yöneticiler
Sporcular
Antrenörler
Öğretmenler
İletişim uzmanları
Ev hanımları
Mühendisler
Esnaflar |
|
Ve
kendini geliştirmek,
bilinçaltının sınırsız
dünyasıyla tanışmak isteyen
herkes... |
|